18 Şubat 2018

İçinden Futbol Geçen İnsan Hikayeleri



Yıllar önce futbolcularla yaptığım röportajlarda çocukluk günlerinden çıkıp formayı giydikleri son maça kadar bir dizi sorar hepsi birbirinden farklı hayat hikayelerini aktarırken sayfanın bir köşesini kısa sorulara ayırırdım. Bu insanların posterlerini duvara asan gençler onların okuduğu son kitabı, en sevdiği şarkıyı, annesinin elinden çıkma en favori yemeği, hayranı oldukları aktör-aktristleri unutamadıkları filmleri merak ediyorlardı. Bütün futbolcuların cüzdanlarının ve otomobillerinin torpido gözlerini boşaltmalarını istiyor bir masaya yayılmış kartlar, fotolardan, müzik albümlerinden bir başka hikaye çıkıyordu.
Dünyanın en yerinde böyledir. Sevdiğiniz futbolcunun favori 10 şarkısının listesini merak edersiniz, uğurlu rakamını, ağzına sürmediği yemeği, fobilerini, hobilerini… Bu güzel oyunun aktörleri sadece krampon giydikleri 90 dakikalarda birer gladyatördür. Hayatın geri kalanında ise gelecek kaygısı olan bir genç bir zaman sonra da çocuğu ateşlendiği için aklı onda idmana çıkan bir babadırlar. Bu duyguları bize hiçbir maç vermez, veremez. Sahnenin arkasında kostümsüz hayatta neler olduğunu çoğu zaman röportajlar ve belgeseller ışık tutar…
Lafı bugünlerde tüm dünyada yankı yaratan üç projeye getireceğim. Taze fırından çıkanı, Netflix tarafından 190 ülkede aynı anda yayınlanmaya başlayan Juventus belgeseli. İtalya’nın en başarılı kulübü olabilirsiniz belki de dünyada yüz milyonlarca genç 11’inizi ezbere sayabilir ama tarihinizi anlatan bir belgeseli yeryüzünün her köşesine nasıl taşıyabilirsiniz ki! Spor yayıncılığında, dijital platformların üstlendiği yeni misyon budur. ESPN’in o çok meşhur “30 for 30” spor belgesellerini duymamış olabilir misiniz?


İkinci proje Barcelona’ya ait. Gerçekten de Barça’nın artık kendini tanıtmaya ve anlatmaya ihtiyacı var mı diyebilirsiniz ama Katalan kulübünün yönetimi öyle düşünmüyor. Konunun bir numarası Pixar ile Barcelona’yı anlatan bir animasyonun son görüşmelerini yapıyorlar. Japonların sadece kendi çocuklarına değil bir zaman sonra tüm dünyaya futbolu sevdiren Kaptan Tsubasa çizgi filmini izlememiş olan var mı peki? Basketbolu, Beyaz Gölge dizisiyle daha çok seven kaç jenerasyon var sizce bizde?
Üçüncü proje, son yılların flaş ekiplerinden Manchester City’e ait. Bu sezonun hikayesi ilk haftadan beri kayıt altına alınıyor. İngiliz kulübünün soyunma odası Amazon Prime ekibine kapılarını sonuna kadar açtı. Manchester City’i bu belgesel projesine sokan son ise son çeyrek aşırın en büyük futbol endüstrisi gurularından eski Barcelona profesyoneli Ferran Soriano.  Pep Guardiola ve takımının bir yıllık serüveni önümüzdeki yıl Amazon Prime aracılığıyla 200 ülkeye ulaşacak…

 40’a yakın kamerayla çekilen maçlar, 360 derece teknolojisiyle kocaman bir dünya olan o goller, sadece bir teknik adamı ya da futbolcuyu çeken kameralar, ultra ultra yüksek çözünürlüklü yayınlar ve onları izlediğimiz dev ekranlar, pas sayıları, koşu mesafeleri, koca bir tarihi bir anda önünüze getiren istatistikler… Bunların hepsi güzel ama oyunu sevenler insan hikayesi de izlemek istiyor. O teknik adam ve futbolcuların da kendileri gibi olduğunu görmek huzur veriyor insanlara… Sadece güldüklerini değil ağladıklarını, acı çektiklerini, korkuları olduğunu görüyorsun o belgesellerde… İşte o zaman onlar kadar bir futbol sahasında koşamazsan da daha fazla sevmeyi ve en önemlisi saygı duymayı öğreniyorsun… Daha çok futbol belgeselinin çekildiği ve tüm dünyada yayınlandığı bir Türkiye’ye itirazı olan?..

Dybala-La Joya / Belgesel

11 Şubat 2018

Sponsorlar Sosyal Medya ve Neymar



Lionel Messi, oğluna kitap okurken çekilmiş bir fotoğraf karesini Instagram hesabında paylaştığında her detaya dikkat eden takipçileri yatakta masumca bırakılmış telefona takılmışlardı. Dünyanın en çok kazanan futbolcusu, en son model en pahalı ya da altın kaplama telefonu kullanır diye düşünenler hayal kırıklığına uğramışlardı. Messi paraya mı kıyamamıştı? Elbette değil. Telefon markasından yılda 15 milyon dolar kazanan Arjantinli elbette ki gündelik hayatında o markayı kullanmak zorundaydı, ya da Barcelona’nın sponsoru otomobil markasının ona verdiği son modelle stadyuma gelmeliydi.


Sosyal medyada direkt reklam kadar ürün yerleştirme de artık milyonlar kazandırıyor. Barcelona’da yılda 22 milyon Euro kazanan Neymar’ın Paris Saint Germain’in teklifini kabul ederken tek nedeni elbette ki Fransız kulübünden yılda alacağı 37 milyon Euro değildi. Barcelona’da Messi’nin gölgesinde kalan Neymar, Paris’te kendi krallığını ilan etti. Nasıl mı? Pazar gününüzü rakamlara boğmak istemem ama yeni medya gerçekleri başka türlü anlatılmıyor. 2009’da sahneye çıktığında Brezilya’da kulübünden yılda 1.2 milyon Euro kazanan Neymar, İspanya’ya adım attığında Güney Amerika kıtasında markalar için zaten ikon bir isimdi. Barcelona ona yılda 15 milyon Euro verdiğinde Brezilyalı yıldız 22 milyon Euro da reklamlardan kazanıyordu. 19 yaşında Nike ile imzaladığı kontratı 2021 yılına kadar uzatan Neymar, Ronaldo gibi yılda 12 milyon Euro’yu kasasına koyuyor. Volkswagen, Panasonic, Gillette, Castrol, Beats ve Police ile yaptığı reklam anlaşmalarıyla Barcelona kariyerini geçiren Neymar  Paris Saint Germain formasıyla çok daha büyük bir fırsatı yakaladı.  Sosyal medya mecralarındaki takipçi sayısını göre bir gönderimin değerini ölçen Blinkfire şirketinin açıkladığı rakamlar başta Neymar olmak üzere spor dünyasının yıldızlarının artık birer holding haline geldiğini gösteriyor. Brezilyalı yıldızın, Instagram’da 88.8 milyon, Facebook’ta 60 milyon ve Twitter’da 37.6 milyon takipçisi var ve ben bu satırları yazarken takipçi sayısı elbette ki artıyor. Bu üç sosyal medya platformunda Ocak ayında 74 paylaşım yapan Neymar’ın her fotoğrafta reklam yapmadığı bir gerçek ama yaparsa ne kazanır? İşte o çılgın rakam!


Reklam sektörüne göre toplam takipçi sayısıyla Neymar’ın bir Instagram ya da Facebook paylaşımı için alması gereken para 459 bin Euro. Dünya Kupası finalinde bir marka Avrupa’da yayıncı kuruluşlara reklam vermek istediğinde de bu parayı ödediğini bir kenara yazalım ve hesap makinesiyle yola devam edelim. Neymar aylık paylaşımlarının yarısını bu marka tanıtımlarına ayırsa PSG’den aldığı yıllık ücreti iki ayda cebine koyabilir. Üstelik Brezilyalı sosyal medyanın bir numarası değil. Cristiano Ronaldo, 120 milyonu Instagram’da olmak üzere toplam 300 milyon takipçiye sahip. LeBron James parkenin efendisi ama yeşil çimlerin bir hayli gerisinde ve toplam 98 milyon takipçisi var. Transferi sonrasında Paris Saint Germain’in sadece ürün satışlarını değil sosyal medyada takipçi sayısını da uçuran Neymar’ın sadece Internet kanalıyla reklamlardan 50 milyon Euro kazanabilme ihtimali futbol dünyasında kulüpleri de yeni düzene uyan kontratlar yapmasını gerektiriyor. Oyunun imaj haklarının yarısını ya da daha düşük bir yüzdeyi kontratta talep eden kulüpler de elbette ki haklı… Sonuçta sahne onların, kostüm onların, rolü veren de onlar, assolist olarak sahneye çıkartan da… 

Futbol dünyasının yıldızlarının fotoğraflarına bakıp pantolon, gömlek, saat, kulaklık, ayakkabının fiyatını yazanlar da yeni medya düzenine ayak uydurmalı… Mesele o ürünlerin etiket fiyatı değil, bu starların o kulaklıkla müzik dinlemek, o saati koluna takmak için kaç milyon aldığı….

Fransa Ligue 1 Yıllık Ücretler-2018





4 Şubat 2018

Ciro Nagatiello



Manchester United’ı dünyanın en çok kazanan kulübü yapıp ardından Chelsea’nin yolunu tutan Peter Kenyon, Uzakdoğu pazarını en iyi kullanan yönetici olarak bilinir. Yüksek alım gücü olan Japon futbolseverlere başta forma olmak üzere resmi ürünleri satmak için posterlik futbolculara ihtiyaç vardır. United ve Chelsea’nin böyle bir sıkıntısı yoktu. Beckham ikon futbolcuydu ve önce United ardından Real Madrid ile Japonya fethedildi. Avrupa’nın dev kulüpleri Uzakdoğu turnelerine çıktılar, formalara imzalar atıldı, hatıra fotoğrafları çektirildi, taraftar dernekler kuruldu… Internet çağında para kazanmanın formüllerinden biridir, ürettiğin içerikle bir bir topluluk oluştur ardından elindeki ürünleri onlara sat. Kadrosunda süperstar olmayan kulüpler ne yaptı peki? Japonların duvarlarına posterlerini astıkları futbolcuları kadrolarına kattılar. Nakata 19 yıl önce Perugia formasını giydiğinde binlerce Japon orta halli İtalyan kulübünün formasını satın almış, Çizme’ye maç turları düzenlenmeye başlanmıştı. Nakata yetenekli adamdı ama Japon futbolcuların bir pazarlama objesi olduğu ve takıma faydalarından daha çok ürün satışı için transfer edildikleri de her zaman söylendi, kimi futbolcular da bu tezi haklı çıkardı. Lafı Galatasaray’ın yeni transferi Nagatomo’ya getireceğim ama ondan önce sarı kırmızılı formayı 11 yıl önce giyen Inamoto bir zamanlar Arsenal’e imza attığında İngiliz medyası, Japon futbolunda büyük emeği olan Londra kulübünün hocası Arsene Wenger’e “Inamoto’yu o değil pazarlama departmanı aldı” diye takılmıştı…


Kagawa, Nakamura, Honda, Okazaki, Hasebe ve Ono’yu bugün Avrupa’da bilmeyen futbolsever yok. Yuto Nagatomo da bu listenin bugünlerde manşete çıkan adamı. FC Tokyo’dan ayrıldığı gün 25 bin taraftarın uğurladığı ve Cesena forma giydiği günlerde oynadığı futbolla Avrupa’nın devlerinin radarına giren Nagatomo, uzak ve derin bir kültürün temsilcisi olarak eski kıtaya en iyi uyum sağlayan Japon futbolcu olarak biliniyor. Nakata’nın anılarında bahsettiği üzere Japon futbolcular için Avrupa’da tek sorun dil ya da farklı mutfak değil. Yaşama bakışları, eğitimleri ve toplum içindeki davranışlarıyla Avrupa onlar için Amazon ormanları gibi. “Herkes kendinden bahsediyordu. ‘Ben, ben, ben’i duymak sıkıldım başlarda. Sürekli kendini savunma zorunda kalan bir topluluğun içine gelmiştim. Japon kültürüne çok uzaktı. Bir zaman sonra bizde hiç olmayanı yaptığımı farkettim. İtalyanlar gibi, konuşurken ellerimle de derdimi anlatıyordum” diye anlatır o günleri Nakata…
Nagatomo, kısa süren Cesena macerasının ardından geldiği Inter’de yedi sezon kalmayı başardı. İtalyanların hafif çatlak adamı Cassano takım arkadaşı için “En iyi anlaştığım futbolcu Nagatomo. İkimiz de birbirimizin ne dediğini anlamıyoruz ama çok iyi arkadaşız” demişti. Galatasaray’ın eski 10 numarası Sneijder ile de çok yakın dost olan Nagatomo, Inter soyunma odasındaki eşek şakalarının, kahkahaların da baş kahramanı. Japon futbolcunun güney İtalya kültürüne merakı, Napoliten şarkıları ezberlemesi ona yeni bir isim kazandırmış: “Ciro Nagatiello”. Eşi Tairi’ye evlenme teklifini Inter’in stadı San Siro’da yapan Nagatomo hakkında bugüne kadar yayınlanmış iki kitap var. 25 yaşında otobiyografisi yayınladığında “Biraz erken değil mi?” diyenler olmuştu.
Haziran ayındaki Dünya Kupası 31 yaşındaki Nagatomo için son büyük fırsat. Milano’da kendisine sushi hazırlayan ustasını yanında getirdi mi bunu da öğreneceğiz ama bildiğim bir şey var. 55 numaralı forma Galatasaray taraftarına Sabri’yi hatırlatır. Kariyeri boyunca 5 numara giyip Inter’e geldiğinde Stankoviç 5’in sahibi olduğundan 55’i seçen Nagatomo kendisine Florya’da başka bir numara seçsin, aksi takdirde auta attığı her ortada Sabri’nin kulakları çınlar…


28 Ocak 2018

1996 Yazı Sıcaktı Anımsıyor musun?


Basit bir soruyla başlayalım: “Futbol 50 yıl önce daha popüler daha izlenir bir spor dalı mıydı? Avrupa’da 60-70 yıl önce yapılan 80-100 bin kapasiteli stadyumların benzerleri neden son 25 yılda yapılmadı?”
Şimdi cevap bulmaya çalışalım: “Kısa cevabı, insanlar artık konforu seviyor. Beton yığını stadyumlar, tahta sıralar, güvenlik kriterlerinin olmadığı ayakta izlenen maçlar, tadı unutulmaz köfte ekmekler, demi kaçmış çaylar yok artık. Futbolsever artık bilet peşinde koşmuyor. Kombine ile koltuğunu da sağlama alıyor, açık büfelerde yemekler yeniyor, ısıtmalı tribünlerde kış günü titremeden maç izleniyor, omuza omuza tezahüratı hatırlayan yok, yenilsen de yensen de zaten gereksiz bir romantizm genç kuşaklar için.
Geçmişte ne localar vardı ne de VİP tribünler. Stadyum dediğin iki açık tribün bir kapalı (üstü açıksa Maraton) bir de numaralı tribündü. Futbolsever olmak artık sevda yetmiyor. Bizim büyük çaresizliğimiz değil bu, tüm Avrupa aynı sıkıntıyı çekiyor. Kimse yeni stadımı 90-100 bin kapasiteli yapayım demiyor. Juventus gibi dev bir kulüp 42 bin taraftar bana yeter diyor yeni stadında. Milano ve Roma’da dev ve eski stadyumları kullanan dört İtalyan kulübünün hala maket olmaktan kurtulamayan yeni stadyumları da 50 bini aşmayacak. Ne Real Madrid ne de Barcelona yeni stadyum yapmayı aklından geçirmiyor. Şehrin göbeğindeki mabedlerini şehir dışına taşımak yerine yenileme projeleri geliştirip para olmayınca da ertele tuşuna basıyorlar…
İngilizlerin 4 milyon sterlin ile başlayan ve yeni ihalede 5 milyar sterlini aşması beklenen Premier Lig yayın hakları bize şunu anlatıyor. Futbolda artık daha çok para var ama futbol tribünlerin değil artık dev ekranların güzel oyunu. Hakkını vermek lazım, yüksek çözünürlükte yapılan yayınlar, 35 kamerayla çekilen maçlar, öncesi ve sonrasındaki yorumlarıyla futbol Avrupa’nın her yerinde birçok insana göre evde izlerken de güzel…
Neymar’a 222, Coutinho’ya 160 milyon Euro bonservis ödenen futbol ekonomisi nereye koşuyor peki? Gerçekten paniklemeli miyiz bu oyunu sevenler olarak? Bir adım geri çekilip baktığımızda tüm astronomik bedelli transferlerin bir çemberi oluşturan kulüpler arasında yapıldığına ikna olursak paniğe gerek yok. 100 milyon ve üstü alan kulüpler belli. Barcelona, Real Madrid, PSG; Manchester United, City, Chelsea, Juventus… Evet futbolcular 20 yıl öncesine göre inanılmaz paralar kazanıyorlar, evet Cristiano Ronaldo’nun garajında her biri milyonluk 10 otomobil var, evet Platini de sıradan bir Fransız malı otomobile biniyordu ama değişen bir şey yok. Ronaldo da gideceği yere gidiyor, Platini de gidiyordu… Transfer domino taşları gibi.. Liverpool yok yere bir stopere 80 milyon ödüyor diyorsunuz, ertesi gün 160 milyona bir oyuncusunu satıyor. Barça 222 milyon kazandı Neymar’dan satırı arşiv olmadan Dembele’ye 120 milyon ödüyorlar Katalanlar. Juventus, Higuain’i alıyor, Pogba’yı satıyor vs. vs…
1996 yılına döneceğiz, tablolarda Avrupa’nın üç liginde o günlerin büyük yeteneklerine ödenen bonservislerin sudan ucuza olduğun görecek ve belki de gözlerinize inanamayacaksınız. Şaşırmayın, şaşırmak bir gençlik eylemidir…


1996’DA YILDIZLARIN BONSERVİSLERİ

İNGİLTERE
Shearer (Newcastle)         15 milyon Sterlin
Di Matteo (Chelsea)          4.5 milyon
Poborsky (Man. United) 3.6 milyon
Ravanelli (M.Brough)       7 milyon

İSPANYA
Ronaldo (Barcelona)        12.8 milyon
Mijatovic (Real Madrid)  6.4 milyon
Rivaldo (La Coruna)          5.4 milyon
Karpin (Valencia)               5.3 milyon
Romario (Valencia)           4.8 milyon
Seedorf (Real Madrid)     3.2 milyon
Davor Suker (Real Madrid) 5.2 milyon

İTALYA
Chiesa (Parma)                  10 milyon
Boksic (Juventus)              6 milyon
Thuram (Parma)                4.5 milyon
Toldop (Fiorentina)                      4 milyon
Djorkaeff (Inter)                           3.6 milyon

Zidane (Juventus)                         3.2 milyon 

21 Ocak 2018

Sen Gidince...


Bugün Jorge Mendes ve Mina Raiola’nın bir numaraya oynadığı menajerlik mesleğinde bir zamanlar büyük ağabeyleri eski bir spor gazetecisi olan Pini Zahavi’ydi. 1974 Dünya Kupası’na maçları izlemekten daha çok teknik adam ve kulüp yöneticileriyle tanışmak için giden Zahavi’nin işi zordu. İngiltere’ye oyuncu satmak istiyordu ama Ada’daki teknik adamlar bırakın onun getireceği İsrailli futbolcuları Avrupa kıtasındaki oyuncuları bile tanımıyordu. 80’lerde Liverpool’a Avi Cohen ve ardından Rosenthal’ı satan Pini Zahavi’nin iki kozu vardı, biri ağzı iyi laf yapıyordu iki; Liverpool tesislerine ülkesinden kasa kasa portakal taşıyor, eli boş gitmiyor, herkese kendini sevdiriyordu. Teknolojinin emeklediği yıllar elbette. Bırakın interneti, bir başka ülkenin lig maçlarını bile izlemenin zor olduğu günlerdi.

Bugün bir teknik adam ya da kulüp yöneticisi için transfer listesindeki futbolcunun oynadığı bütün maçların görüntüsüne ulaşmak bir tuş ötesinde. Yetenek avcıları sadece sahadaki performansı değil oyuncuların özel hayatlarını hakkında çıkan haberleri de raporluyorlar. Yani, Brezilya’ya oyuncu izlemeye gitmenin modası geçti. Avrupa’nın dev bütçeli kulüpleri, dünyanın dört bir köşesinde yerel izleme komiteleri kuruyor ve bırakın fidan olmayı futbolcu daha fide verirken ileride ne hasat alacaklarının hesabını yapıyorlar. Bugün Türkiye’de bir futbolsever Cumartesi günü ekran karşısına geçip, Pazar gece yarısına kadar aralıksız naklen yayınlanan maçları izleyebilir. Bugünün gençleri Avrupa’nın 5 büyük liginde şampiyonluk yarışındaki takımların 11’lerini ezberden sayıyorlar. Zahavi’nin video kasetlerle oyuncu tanıttığı yıllarda ansiklopediden 200 ülkenin başkentini ezberleyen kuşak ise bugün artık 40 yaşın üzerinde…

Taraftarlık hele de babayla maça gitmek en güzel çocukluk hatırasıdır, gençlik günlerinde tutulan takıma kendisine aynı yaşta bir futbolcu geldiğinde insan büyüdüğünü anlar. Gün gelir kendisiyle aynı yaşta futbolcu takımında kalmadığında, sahadakilerin hepsinden duvarlara fazla takvim asıldığında ise Yaş 35 şiiri anlam kazanır…

Bir fotoğrafa bakarak yazıyorum bu satırları… Best, Platini, Maradona’nın lig kariyerlerinin tamamını izleyebilmek mümkün değildi. Fotoğraftaki gençler, 90’ların sonunda Arjantin 23 yaşaltı milli takım formasını giydikleri günlerde bir araya gelmişler. Kimi Boca Juniors’lı kimi River Plate’li. Hepsinin hayalleri var, fonda The Cranberries çalıyor mesela, Dolores O’Riordan’ın eşsiz sesi yankılanıyor Buenos Aires’te, Londra’da, İstanbul’da, Ankara’da…
Bu gençler Arjantin’e 1997’de Dünya Gençler Şampiyonası’nda getiren gençler ve bizim için özel olan, bu futbolcuların yıldız olma yolunda ilerdiklerini günden kramponlarını astıkları güne kadar tüm kariyerlerini izleyebilmiş olmamız. Sol bek Diego Placente’yu belki her futbolsever hatırlamaz ama Samuel, Riquelme, Aimar ve Saviola dendiğinde bu oyunu seven herkesin hatırladığı bir gol, bir maç bir hikaye vardır mutlaka…



Şimdi fonda yine The Cranberries çalıyor;  İstanbul nere Buenos Aires nere… Erkin Koray’ın “Öyle Bir Geçer Zaman ki” sindeki eşsiz yorumu, Dolores O’Riordan’ın “When You’re Gone”daki (Sen Gittiğinde) kalp ağrısı sesine karışıyor. “Ama seni özleyeceğim gitmiş olduğun zaman” diyor Dolores, “Öyle bir geçer zaman ki /Dediğim aynı ile baki/ Birden dursun istersin/Seneler olunca mazi/Öyle bir geçer zaman ki” diyor Erkin Koray… Samuel, Placente, Riquelme, Aimar ve Saviola kramponlarını asıyorlar, formalarını çıkartıyorlar, Dolores O’Riordan ölüyor ansızın 46’sında… “Sen gittiğinde” kalıyor geriye bir de öyle bir geçer zaman ki… 

14 Ocak 2018

Philippe Coutinho'nun Hikayesi


Futbol tarihinin rekor transferleri son altı ayda arka arkaya patlarken bu oyunun sevdalıları için soru hep aynıydı: “Futbol nereye gidiyor, bu adamlar bu kadar eder mi?” Bu ilerleyen haftaların konusu olsun ama sıcak olan; Barcelona’nın Liverpool’dan kadrosuna kattığı Coutinho için 160 milyon Avro ödemeyi kabul ettiği haberiydi. Önce bir klişeyi ortadan kaldıralım sonra Brezilyalı yıldızla yola devam ederiz. Avrupa’nın en büyük futbol rekabetinde pek de itiraz edilmeyen tarif şudur: “Real Madrid yıldız futbolcuları transfer eder, Barcelona alt yapısından çıkanlarla kazanır.” Cümle aslında pratikte doğru gibi duruyor ama rakamlar başka şeyler anlatıyor bize. 21. Yüzyılda geride kalan 17 yılda Real Madrid’in transfere harcadığı para 1 milyar 628 milyon Avro. Peki alt yapısından oyuncu yetiştiren Barcelona onu yarısına mı harcamış? Hayır, Katalanlar da transfere 1 milyar 554 milyon Euro harcamışlar. Üstelik tek bir sezonda 324 milyon Avro ile rekoru da 2009’da 259 milyon Avro harcayan Real Madrid’den teslim aldılar. Real Madrid bu 17 yılda 812 milyon Avro’luk satış yaparken, Barça ezeli rakibinin gerisinde kaldı ve 778 milyon Avro’yu bonservislerden kasasına koydu. 21. Yüzyılda Real Madrid 25 kupa kazanırken, kupa başına 32.4 milyon harcarken, Barça 30 kupa kazandı ve kupa başına 25.8 milyon Euro harcadı. 


Görüldüğü gibi bazen doğru bilgi, klişeleri paramparça eder. Şimdi filmi 1o yıl öncesine sarabiliriz. İspanyol Marca Gazetesi’nin muhabiri Brezilya’nın 15 yaş milli takımındaki iki yetenekli çocukla röportaj yapıyor. “Hangi kulüpte oynamayı hayal ediyorsunuz?” sorusuna iki çocuk da “Real Madrid” cevabını verirken biri hızını alamayıp “Real, dünyanın en büyük kulübü” diyor. Hızını alamayan Coutinho diğeri de Neymar. “Hayaller Real Madrid, gerçekler Barcelona” bir hikayenin başındayız daha. Gün gelecek ikisinin bonservisine 6 ayda 372 milyon Avro ödenecek ama nereden bilsinler ki? Neymar, Barcelona formasıyla “En büyük” dediği Real Madrid’in canını yakıp, PSG’nin yolunu tutarken, Coutinho da Zidane’nın takımı için yeni bir tehdit olarak Barselona şehrinin yolunu tuttu.
Transfer piyasasının basiretsiz kulübü Inter onu 15 yaşında keşfederek büyük iş yapmıştı aslında ama sonra bir çuval inciri berbat ettiler. İki yıl ülkesinde kiralık bıraktıkları Coutinho pişince Milano’ya çağrıldı. İlk idmanlarından birinde takımın ağası olarak bilinen Materazzi’ye beşlik atınca kulağını çektiler ama İtalyan savunmacı yıllar sonra o anı “Onun çok büyük yetenek olduğunu o gün gördüm ama 160 milyon Avro eder mi hesaplayamadım” diye anlattı. 


Roberto Carlos, Bergkamp gibi efsane futbolcuları gençlik günlerinde transfer edip etinden sütünden faydalanmadan satan Inter, Coutinho’da da aynı hataya düştü. Takımın 10 numarası Sneijder’di ve üç kupayı da kazanan Mourinho, Real Madrid’in yolunu tutmuştu. Yeni hoca Liverpool geçmişiyle bilinen Rafael Benitez, Coutinho’ya pek yüz vermedi. Çare kiralık gitmekti. Yeni yetmeliğinde “En büyük Real Madrid” diyen Coutinho’nun aklına Barcelona belki de kiralık gittiği kulüpte düştü. Onu kiralayan Barselona şehrinin diğer kulübü Espanyol’du. Sneijder’in Galatasaray’ın yolunu tuttuğu günlerde Inter, Coutinho’yu 10 milyon Avro’ya Liverpool’a sattı. Şimdi çılgınlık gibi görünebilir ama finansal fair play’in köşeye sıkıştırdığı İtalyan kulübü için deniz bitmişti. Başkanlığı döneminde transfere 1.5 milyar Avro harcayan Massimo Moratti, “Inter’in geleceği” dediği Brezilyalı’yı elden çıkarmak zorundaydı. Sonra bir başka “Inter’in geleceği” Kovaciç’i de Real Madrid’e sattılar…

Liverpool’da kupa kazanamadı Coutinho, zaten kim kazandı ki? Kariyerindeki tek şampiyonluk Vasco da Gama ile ülkesinde ikinci lig şampiyonluğu olan daha sadece 26 yaşında. Peki Coutinho, 160 milyon Avro eder mi? Son ayların çılgınlığı kripto para Bitcoin bir gün 18 bin, bir hafta sonra 13 bin dolar ediyorsa; Barcelona kulübü bence  daha sağlam yatırım yaptı… Gerçekten de Coutinho, kaç Bitcoin eder acaba? 

7 Ocak 2018

2018 Spor Takvimi


Ocak
Yılın ilk büyük spor organizasyonu dün başlayan ve 20 Ocak'a kadar sürecek olan Dakar Rallisi. 15-21 Ocak arasında Moskova'da Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası var. 2018'in ilk Grand Slam'i Avusturalya Açık 15-28 Ocak arasında oynanacak.

Şubat
Efsane spor organizasyonu Super Bowl 4 Şubat'ta Minneapolis'te. NBA All Star maçı 18 Şubat'ta. Kış Olimpiyatları 9-25 Şubat tarihleri arasında sporseverleri ekran başına toplayacak. Yılın ilk derbisinde 25 Şubat'ta Beşiktaş ile Fenerbahçe karşı karşıya gelecek.

Mart
Paralimpik Kış Olimpiyatları'na Güney Kore ev sahipliği yapacak 9-18 Mart arasında. Beşiktaş'ın Bayern Münih ile rövanş maçı 14 Mart'ta. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi 18 Mart'ta. 21-25 Mart tarihleri arasında Milano'da Dünya Artistik Patinaj Şampiyonası var.

Nisan
Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı finaller ayın öne çıkanları. Galatasaray derbide Beşiktaş'ı ağırlayacak. 16 Nisan'da Boston Maratonu koşulacak. Formula 1 takviminde Bahreyn, Şangay ve Azarbaycan var. İspanya'da Kral Kupası finali 21 Nisan'da.

Mayıs
Lyon'da Avrupa Ligi finali 16 Mayıs'ta. Şampiyonlar Ligi finali ise 26 Mayıs'ta Kiev'de oynanacak. Atletizmde Diamond Lig mayıs ayında farklı şehirlerde yine nefes kesecek. Rolland Garros 27 Mayıs'ta başlayacak ve 10 Haziran'da sona erecek.

Haziran
Biz yine yokuz ama Dünya Kupası ilk kez bize bu kadar yakın! Ev sahibi Rusya'nın Suudi Arabistan ile oynayacağı açılış maçı 14 Haziran tarihinde. Bu ay elbette en çok yine futbol konuşulacak. 21 Haziran'da NBA Draft'ları var.

Temmuz
Dünya Kupası finali 15 Temmuz akşamı Moskova'da. Bir tenis klasiği, Wimbledon 2-15 Temmuz arasında yine milyonları ekran başına toplayacak. 7-29 Temmuz arasında Fransa Bisiklet Turu var. 14-28 Temmuz arasında ise Barselona'da Avrupa Sutopu Şampiyonası oynanacak. 16-29 Temmuz arasında ise Finlandiya'da 19 yaş altı futbol şampiyonası var.

Ağustos
Futbolda yeni sezon Avrupa'da Dünya Kupası yüzünden her zamankinden biraz rötarlı start alacak. 15 Ağustos'da Estonya'da UEFA Süper Kupa finali var. Bisiklet sporu tutkunları gözlerini 25 Ağustos'ta İspanya'daki heyecana çevirecek.

Eylül
Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yeni sezon eylül ayının en merak edileni olacak elbette. 2 Eylül'de İtalya Monza pistinde Formula 1 var. Judo Dünya Şampiyonası 20-27 Eylül'de Bakü'de.

Ekim
Ekim ayı da yoğun. Teniste Şangay Masters 7-14 Ekim arasında oynanacak. 9-14 Ekim arasında bisiklet heyecanına biz ev sahipliği yapacağız. Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası'na 25 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında Doha ev sahipliği yapacak.

Kasım
4 Kasım'da New York Maratonu koşulacak. Madrid, 6-11 Kasım arasında Dünya Karate Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. Teniste 12-18 Kasım arasında Londra'da Masters turnuvası var. Davis Cup finalleri ise 23-25 Kasım'da oynanacak.

Aralık
Yılın son ayında en büyük organizasyon 12-22 Aralık tarihleri arasındaki Dünya Kulüpler Şampiyonası finalleri. Euro 2020'nin eleme kuraları 2 Aralık'ta Dublin'de çekilecek.

6 Ocak 2018

2017'nin Z Raporu


EN İYİ TAKIM: BEŞİKTAŞ /REAL MADRİD
Yeni stadyum, kampanyalarıyla taraftara dokunan sponsor, doğru görev dağılımı yapılmış yönetimi ve akıllı iletişim politikasını sahada güzel futbolla birleştiren Beşiktaş tarihin en parlak yıllarından birini geride bıraktı. Şampiyonluk ünvanını koruyan, Şampiyonlar Ligi grubundan namağlup lider çıkan Kartal’ın transfer dönemindeki “#cometobeşiktaş” kampanyası dünyada bir milyardan fazla insana ulaştı. Avrupa,ABD ve Uzak Doğu medyasında yayınlanan makaleler, Pepe transferinin ihtişamı ve dolup doşan Vodafone Park ile Beşiktaş 2017’i unutulmayacak yılları arasına yazdı.
Barcelona ile girdiği şampiyonluk yarışından bu kez mutlu ayrılan ve Şampiyonlar Ligi Kupası’nı arka arkaya kazanan ilk takım olmayı başaran Real Madrid, 2017’de kupalara doymadı. UEFA ve İspanya Super Kupa’nın ardından Dünya Kulüpler Şampiyonası’ndan bir kupayı müzesine getiren İspanyol devi, efsane oyuncusu Zinedine Zidane yönetiminde 2017’in ikinci yarısında ligde Barcelona’dan 14 puan fark yese de başkanı Perez’in dediği gibi tarihinin en yılını geride bıraktı.

EN İYİ TEKNİK ADAM: ŞENOL GÜNEŞ/PEP GUARDİOLA
Bir Trabzonspor efsanesinin İstanbul’da başarılı olması kolay değildir ama Şenol Güneş, 2016’dan sonra 2017’de de zirveyi kimselere bırakmadı. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde Napoli’den 4 puan alıp gruptan çıkamayan takımı bu sezon işi şansa bırakmadı. Doğru transfer politikası, kaliteli yerli oyuncuların transferi, yabancı oyuncu transferinde düşük maliyetlerle kurulmuş kadroyu en efektif kullanan ve stresi yüksek maçlardan alnının akıyla çıkan Şenol Güneş bu yıl da vitrine koyduğu isimleri (Cenk, Tolgay) parlatmayı sürdürdü.

Zidane bütün kupaları toplamış olabilir ama 2017’nin en iyi teknik direktörü ünvanı için bence önünde iki isim var. Napoli’ye oynattığı futbolla sınıf atlatan Sarri ve mükemmel futbol arayışında son 10 yılda her zaman son imzayı atan Pep Guardiola. Katalan teknik adam Manchester City’ye 2017’nin ikinci yarısında oynattığı futbolla rekor üstüne rekor kırdı. İngiltere Premier Lig’de 20 maçta 19 galibiyet bir beraberlik alıp 5 büyük ligde bir ilki başaran Guardiola kadrosundaki yıldızlara sınıf atlatmaya devam etti. Manchester City uzun zaman sonra Barcelona’dan “en iyi futbolu oynayan takım” bayrağını teslim aldı.

EN İYİ FUTBOLCU: CENK TOSUN /RONALDO
Burak Yılmaz’dan sonra ilk kez bir Türk santrfor Şampiyonlar Ligi seviyesinde Avrupa’nın klas golcüleri arasına girdi. Beşiktaş’ta marka santrforların arkasında hiç küsmeyen ve sürekli kendini geliştiren Cenk, Şenol Güneş sayesinde sınıf atladı. Everton’a tranferi an meselesi olan Cenk Tosun, 25 milyon+ Euro bedelle Türk futbol tarihinin en pahalı futbolcusu olacak.
Messi ile son 10 yıla girdiği amansız mücadeleden 2017’nin ilk yarısında galip çıka Ronaldo oldu. Arka arkaya iki Şampiyonlar Ligi, İspanya Ligi şampiyonluğu, artı üç kupa derken, Portekizli makine, Real Madrid’i bir kez daha golleriyle sırtladı ve 53 gole imza attı geride kalan yılda. 2017’nin ikinci yarısında ise rövanşı alan ve Ronaldo’yu geçen hafta tatile Madrid’de El Clasico’yu 3-0 kazanan Barcelona ve onun süper starı Messi idi.

EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN GENÇ: YUSUF YAZICI/ MBAPPE
“Geçmiş kuşaklarda çok daha yetenekli Türk futbolcular vardı” diyenlere hiç itirazım yok ama bu topraklarda çok yetenekli adamlar yetiştirmiş Trabzonspor’un son mahsulü Yusuf Yazıcı endamı ve kadife bilekleriyle “Çok çok iyi yerlere gelecek” dedirtti. Şut çekerken vücuduna verdiği açı, pas oyunundaki yüksek görüşü ve skora katkısıyla Yusuf her renkten taraftarın sevgisini kazandı.

19 yaşındaki bir genç Monaco formasıyla Fransa Ligi’nin altını üstüne getirdi ve 180 milyona PSG’ye transfer oldu. Son yılların en büyük çıkışını yapan Mbappe, 222 milyonluk Neymar’ın gölgesinde kaldı ama aynı takımdan Valencia’ya kiralanan 20 yaşındaki Portekizli Guedes, İspanya’yı attığı gollerle ve yaptığı asistlerle ayağa kaldırdı.